TÜRKİYE’NİN DENİZ MEKÂNSAL PLANLAMASI

Bu harita, Türkiye’deki kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör temsilcileri tarafından internet ortamında paylaşılan açık kaynaklı verilere dayanmaktadır. Deniz Mekânsal Planlama haritasındaki alanlar proje uygulama bölgelerini göstermekte olup, devletin yargı yetkisi anlamına gelmemektedir. 

* Haritada yer alan deniz koruma alanları, ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilen veriler esas alınarak gösterilmiş olup bu alanlara ilişkin nihai statü belirleme yetkisi yetkili bakanlıklara aittir.

** Harita üzerinde harekat eğitim sahalarını gösteren deniz alanları devlet yetki alanı sınırlarını yansıtmamaktadır.

*** Birleşmiş Milletler’e 18 Mart 2020 tarihli mektupla (A/74/757) ilan edilmiştir.

**** Yalnızca Türk ve Yunan anakaraları arasındaki ortay hattı yansıtmaktadır. Türkiye ve Yunanistan arasında yapılacak bir deniz sınırlandırma anlaşmasına tabidir.

FETHİYE-KAŞ DENİZ KORUMA ALANI

Fethiye-Kaş Deniz Koruma Alanı, setase türleri için kritik öneme sahip habitatlara ev sahipliği yapmaktadır. Söz konusu alan, aynı zamanda Dünya Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından belirlenen Önemli Deniz Memelisi Alanı (IMMA) sınırlarıyla örtüşmektedir. Bölgede başta deniz kaplumbağaları olmak üzere pek çok türün yuvalama ve beslenme alanları bulunmakta, ayrıca Akdeniz foku (Monachus monachus) gibi nesli tehlike altındaki türlerin doğal yaşam alanları da yer almaktadır. Bu özellikleriyle Fethiye-Kaş bölgesi biyolojik çeşitlilik ve türlerin korunması açısından öncelikli bir koruma alanı teşkil etmektedir. Esasen bu bölgenin bir bölümüyle de örtüşen ve 16 Ağustos 2013 tarihli ve 28737 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak ilan edilen Finike Denizaltı Dağları Özel Çevre Koruma Bölgesi de bulunmaktadır.

KUZEY EGE DENİZ KORUMA ALANI

Kuzey Ege Deniz Koruma Alanı özellikle setase türleri açısından yüksek ekolojik değere sahip olması nedeniyle koruma altına alınması gereken bölgeler arasında yer almaktadır. Söz konusu alan IUCN tarafından tanımlanan bir IMMA ile örtüşmektedir. Buna ek olarak, bölge Akdeniz foku için barınma, dinlenme ve yavrulama açısından elverişli doğal mağara sistemleri, kıyı habitatları ve geniş deniz çayırları (Posidonia oceanica) ile karakterize edilmektedir. Bu nitelikler bölgenin setase türlerinin yanında tüm deniz ekosistemleri açısından da korunmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

DMP Süreci

DEHUKAM koordinasyonunda ve ilgili tüm kurum ve kuruluşların katkılarıyla hazırlanan “Türkiye Deniz Mekansal Planlaması Haritası”, 16 Nisan 2025 tarihinde kamuoyuyla paylaşılmış ve T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından IOC-UNESCO’ya bildirilerek 12 Haziran 2025 tarihi itibariyle MSPGlobal platformunda uluslararası erişime açılmıştır.

DMP’ye İlişkin Mevzuat

Türkiye henüz ulusal bir DMP mevzuatı kabul etmemekle birlikte Türkiye’de 3621 sayılı Kıyı Kanunu (1984), 2872 sayılı Çevre Kanunu (1983), 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu (1971), Ulusal İklim Değişikliği Uyum Stratejisi (2011, güncellenmiş 2023) ve Sürdürülebilir Mavi Ekonomi Eylem Planı (Mavi Plan) (2025) dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere deniz alanlarında mekansal planlama ile ilgili çeşitli yasal düzenlemeler bulunmaktadır.

Ulusal DMP Otoritesi

Türkiye’nin DMP konusundaki yetkili makamı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı‘dır.

Deniz Alanlarında Yürütülen Temel Faaliyetler

Türkiye’nin deniz alanlarında yürütülen başlıca faaliyetler aşağıdaki gibidir:

  • Balıkçılık
  • Hidrokarbon Arama Çalışmaları
  • Su Altı Kültürel Mirası
  • Bilimsel Araştırma
  • Askeri Eğitim
  • Kablo ve Boru Hatları
  • Yenilenebilir Enerji
  • Deniz Taşımacılığı
  • Deniz ve Kıyı Turizmi
  • Su Ürünleri Yetiştiriciliği
  • Çevre Koruma
  • Liman ve Tersane Faaliyetleri

Bu Sayfayı Sosyal Medyada Paylaş

TÜRKİYE’NİN DENİZ ALANLARINA İLİŞKİN TEMEL BİLGİLER

Türkiye, Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz ile çevrili bir deniz ülkesidir. Marmara Denizi ise Türkiye’nin Asya ve Avrupa kıtalarındaki topraklarını ayıran iç denizidir. Türkiye’nin karasularının genişliği, Ege Denizi’nde 6 deniz mili, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de ise 12 deniz milidir. Türkiye, Karadeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş ve komşu ülkelerle yaptığı sınırlandırma anlaşmalarıyla deniz yetki alanlarını belirlemiştir. Türkiye, Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi (Barselona Sözleşmesi) ve Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi (Bükreş Sözleşmesi) gibi bölgesel deniz çevresi koruma anlaşmalarına taraftır.

Deniz Mekânsal Planlama (DMP) haritasındaki proje uygulama alanları, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını doğrudan yansıtmamaktadır. Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 1976 tarihli Ege Denizi Kıta Sahanlığı kararının 28. paragrafında “Ege Denizi’ndeki kıta sahanlığı alanlarının ihtilaflı olduğu” belirtilmiş ve “Türkiye’nin de bu alanlarda araştırma yapma ve kaynakları işletme hakları iddia ettiği” vurgulanmıştır. Bu nedenle, Türkiye ve Yunanistan arasında bir deniz sınırı anlaşması sağlanana kadar, Deniz Mekânsal Planlama haritasında Ege Denizi’nde kara sularının ötesindeki deniz yetki alanları, iki ülkenin ana karaları arasındaki ortay hat çizilerek gösterilmektedir.

Türkiye ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasında 1978’de imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması, Karadeniz’de iki ülke arasındaki kıta sahanlığı sınırlarını belirlemiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Rusya, Ukrayna ve Gürcistan bu anlaşmanın halefleri olmuştur. Türkiye tarafından Karadeniz’de 3 Kasım 1986 tarihli ve 86/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 200 deniz miline kadar MEB ilan edilmiştir. Türkiye ile Bulgaristan arasında 1997’de imzalanan Deniz Sınırı Anlaşması, Karadeniz’deki MEB ve kıta sahanlıklarının sınırlarını belirlemiştir. Karadeniz’deki deniz yetki alanları ve sınırlar, Karadeniz’e kıyıdaş devletler arasında imzalanan ikili sınırlandırma anlaşmalarına dayanmaktadır.

Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında 2011 yılında imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması, Doğu Akdeniz’de iki taraf arasındaki kıta sahanlığı sınırlarını belirlemiş ve Türkiye’nin KKTC’nin deniz yetki alanları ve kaynak araştırma faaliyetlerine desteğini pekiştirmiştir. Türkiye ile Libya, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının uluslararası hukuk ilkelerine dayanarak belirlenmesi amacıyla 2019 yılında Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması imzalanmıştır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığının dış sınırları, uluslararası hukuktan doğan “ab initio” ve “ipso facto” hakları doğrultusunda 18 Mart 2020 tarihinde Birleşmiş Milletler’e (BM) gönderilen mektupla (A/74/757) resmen bildirilmiştir. Türkiye ve Suriye arasındaki deniz yetki alanları Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun şekilde BM’ye yaptığı kıta sahanlığı sınırları bildirimine dayanmaktadır. Bu sınırlar ve alanlar, Türkiye ile Suriye arasında henüz sınırlandırılmamış deniz yan sınırını temsil etmemektedir.

Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de deniz sınırları konusunda bazı uyuşmazlıklar bulunmaktadır. Doğu Akdeniz’de Türkiye, Libya ve KKTC ile deniz alanlarının sınırlandırılmasına dair anlaşmalar akdetmiştir. Ege Denizi’nde, Yunanistan ile deniz alanları sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle, Ege Denizi’nde kıta sahanlığı konusu, Türkiye ve Yunanistan arasında bir sınırlandırma anlaşmasının yokluğunda devam eden bir ihtilaf niteliğindedir. 1976 tarihli Bern Mutabakatı’na göre, Türkiye ve Yunanistan, Ege Denizi’ndeki bağlantılı sorunlardan biri olan kıta sahanlığı konusunda sürdürülen müzakereleri zorlaştıracak her türlü girişim ve faaliyetten kaçınmayı taahhüt etmiştir.

Türkiye, deniz sınırlarına ilişkin uyuşmazlıkların, uluslararası yargı kararlarında belirlenen hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde çözüme kavuşturulmasını savunmaktadır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz sınırları geçmişte birçok girişimde bulunulmasına rağmen tam olarak belirlenmemiştir. Bu nedenle, Türkiye ve Yunanistan arasındaki karasuları sınırları gösterilmemiştir. Ege Denizi’nde, egemenliği uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş birçok ada, adacık ve kayalık bulunmaktadır. Bu tür coğrafi formasyonların büyük bir kısmı insan yerleşimine uygun değildir ve ekonomik bir yaşama sahip değildir. Bahsi geçen ada, adacık ve kayalıkların deniz alanları yalnızca kendi karasuları ile sınırlıdır ve yetki alanlarının kesin sınırlarını yansıtmamaktadır. Haritadaki bu sınırlar, herhangi bir yargı yetkisi iddiasının geliştirilmesine dayanak teşkil etmez veya buna muvafakat verildiği anlamına gelmez. Ayrıca, Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz yan sınırı, geçmişteki çeşitli çabalara rağmen tam olarak belirlenmemiştir. Bu nedenle, Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz yan sınırı haritada gösterilmemiştir.

Türk Boğazları’nın (İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi) hukuki statüsü, 1936 Boğazlar Rejimine İlişkin Montrö Sözleşmesi’ne göre yönetilmektedir. Bu sözleşme, Türkiye’ye Boğazlar üzerinde kontrol yetkisi tanımakta ve ticari ve savaş gemilerinin geçişini düzenlemektedir. Bu kapsamda, barış zamanının ticaret gemilerinin serbest geçişine izin vermekte, savaş gemilerinin geçişine ilişkin Türkiye’ye belirli koşullar altında sınırlama yetkisi vermektedir. Tamamen Türkiye’nin sınırları içerisinde bulunan ve Karadeniz ile Ege Denizi’ni birbirine bağlayan Marmara Denizi, uluslararası hukuka göre bir iç deniz olarak sınıflandırıldığı cihetle, Türkiye bu deniz üzerinde tam egemendir.

PROJELER